Tag Archive | tüp bebek

“İlk Hatıra”

DSC_8265Türkiye’nin ilk ve tek, üniversitede Doğum Fotoğrafı dersi veren Öğretim Görevlisi
Gülsüm Usta Ergil ile
“Bir Mucizenin Belgeseli”ni birlikte yaşayın…

Anders Petersen der ki:

“Fotoğrafın ne olduğu hakkında bir fikrim yok. Bunun üzerine de düşünmüyorum. Görsel unsurların entellektüel bir yaklaşımla birleştirilmesiyle fotoğrafın oluştuğuna inanmıyorum. Fotoğraf içinizden, yüreğinizden gelir, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duygularınıza dayanır; açlık, susuzluk gibi… Aynı zamanda çocukça bir duygu ve eğlencedir, basittir, çocukça bir merak ve heyecandır. Çocuk olmak, çocuk kalmak kolay bir iş değildir; etrafınıza çocukça gözlerle bakmaya çalışın, çocuk gözlerinizi koruyun, çocuk merakınızı koruyun. Fotoğraf eğlenerek çekilir, eğlence yoksa fotoğraf da yoktur.”

Gülsüm Usta Ergil olarak fotoğraflarımda heyecanımı ve duygularımı yansıtıyorum. Çektiğim her karenin toplamından ben sorumluyum biliyorum. Herkesin kalbindeki fotoğrafı çekebilmesi dileğimle…

Reklamlar

VİZÖRÜN ARKASINDAKİ GÖZ!

Fotoğraf ülkemizde hala nereye konumlandırılacağı bilinemeyen benim görüşüme gore üvey evlat bir sanat dalı. sanıyorum teknolojiyi kullanarak birşeyler ürettiğimiz için sanat olarak algılanması ve değerlendirilmesi yönünde sıkıntı yaşıyor. Oysa ki önemli olan sanatımızı icra ederken hangi yardımcı malzemeleri kullandığımızdan çok o işi oluştururkenki bilgi birikimimizi, eğitimimizi kullanma şeklimizdir. Kimimiz bunu fırçayla, kimimiz, çamurla dışa vururken kimizde fotoğraf ya da film makinelerimizle dışa vururuz. Antalya’da Fotoğraf denince ilk aklıma gelenler Antalya’ya ait eski fotoğraflar oluyor. Bizi fotoğraflardaki o günlere taşıyan, bize bilmediğimiz görmediğimiz güzellikteki Antalya’yı gösteren o güzelim Antalya Fotoğrafları…

Antalya fotoğraflarından bilmediğimiz Antalya’ya yolculuk yaptığımızı hazır söylemişken gelin hep beraber fotoğrafın tarihine, tanımına bir göz atalım.

Fotoğrafın tanımı, belgesel fotoğrafın tanımı ile içiçe geçmiş durumda.. Tabii eğer teknik tanımlar yapmıyorsanız. Çünkü ilk çekilen fotoğraflar belgesel fotoğraflardır..İcadı 1839 yılında açıklanan fotoğrafın ilk örnekleri bu güne ulaşan değerli birer belge niteliği taşıyor. O günün yaşamını, bakışını aktaran değerli ve önemli belgeler..

Fotoğrafı “belge” olmaktan çıkaran ve insanların tepkisiz kalamayacağı birer “uyarıcı” haline getiren şey, onu çeken kişinin kattığı yaşam yorumudur. Yaşamı yorumlamaktan kasıt, onu olduğunun dışında bir yerlere götürmek değil, yaşamın içinde diğer insanların göremediği o ayrıntıları (bir daha yaşanması olanaksız olan o an’ı..) sonsuzlaştırmaktır.

Sonsuzluk ise, insanın yüzyıllardır peşinden koştuğu “ölümsüzlüğe” denk düşen bir istektir. Fotoğrafı çeken kişinin adıyla, onun gözü ve onun bakışıyla baktığı kişinin /kişilerin ya da olayların ölümsüzleştirilmesidir sonsuzluk. Fotoğrafa konu olan da ölümsüzleşmiştir, fotoğrafı çeken de… Ama aslan payı her zaman fotoğrafa konu olanındır.

Değişik ortamlarda ve değişik amaçlarla kullanılan kameranın toplumsal bir olaya ilk çevrilmesi David Octavius Hill ve Robert Adamson’un 1845 yılında Newheaven isimli küçük bir İskoç balıkçı köyünde çektiği fotoğraflarla olmuştur. Amaçları, balıkçılara daha iyi tekne ve donanım sağlamak ve böylece açık denizlerdeki güvenliklerini korumak amacıyla para bulmaktı.

Aynı yıllarda İngiliz John Thompson “Londra’da Yaşam” adlı dizi fotoğraflarıyla şehrin yoksullarına dikkat çekmeye çalışıyordu. ABD’de Edward Curtis ve Adam Clark Vroman, Amerikan Kızılderililerinin vahşi imgelerini, soylu, medeni insan imgesine dönüştürmeye çalışıyorlardı.

19. yüzyılın sonlarında Levis Hine, objektifini köle gibi çalışan çocuklara çevirdi. Kötü ve çoğu kez tehlikeli işyerlerinde çocuk emeğinin denetimsiz sömürüsü, kalabalığın getirdiği hastalık ve ölümler bu çocuklar için bir şeylerin yapılması gerektiğini gösteriyordu. Yapıldı da..

Belgesel fotoğrafla koyun koyuna gelişen bir diğer çalışma biçimi ise fotomuhabirlikti. Bu anlamda yapılan ilk ciddi çalışma ise Roger Fenton’a aittir. Fenton 1855 yılında, Kırım Savaşını fotograflamak üzere bir basın kuruluşu tarafından cepheye gönderildi. Ancak Fenton’dan istenen şey savaşın gerçek yüzü değil, çocuklarını savaşa gönderen ailelerin beklediği sağlık ve mutluluk fotoğraflarıydı.. Doğal olarak sonuçlar savaşı bir piknik olarak gösteriyordu.. Aynı yıllarda Londra’da yayımlanan ‘Times” dergisi Fenton’un fotoğraflarıyla ilgili olarak şu saptamayı yapıyordu: “Modern orduları izleyen fotoğrafçı, savaş sırasında meydana gelen natürmortluk atmosferi ve ordunun dinlenme durumunu kaydetmekten başka bir şey yapamıyor.”

Romantik savaş ressamlarının alışılagelmiş fantazilerine düşkün kamuoyu için, bu fotoğraflar sıkıcı ve ilginçlikten yoksundu.

Mathew Brady ise, savaşın çirkin yüzünü, yaralı ve ölmüş askerleri ve cephe gerisini fotograflayarak yakaladı. Amerikan İç Savaşı’nın bu unutulmaz görüntüleri ilk önce Brady tarafından saptandı.

Tüm bunların ışığında ortaya çıkan gerçek, fotoğrafın asıl etkileme gücünün sosyal belgeci fotoğrafla ortaya çıkmasıdır.

Belgesel fotoğrafçılık en geniş anlamda konusunu yaşamsal gerçeklikten alan, insanları ve çevresini kaydetmeyi, betimlemeyi amaçlayan fotoğrafın en etkin dallarından biridir. Fotografik gerçekliğe değişik biçimlerde yaklaşmak mümkündür. Bir açı değişikliği, farklı bir çerçeveleme, görüntünün belli kısımlarının özellikle vurgulanması, ışık seçimi, bir takım şeylerin kare dışında bırakılması veya en az düzeyde verilmesi, görsel anlatımı büyük ölçüde etkiler. Bu anlamda fotoğrafı çeken kişi belgelemenin niteliğini belirleyen en önemli öğedir.Belgesel fotoğraf bir kitle iletişim aracındaki fotoğraf kadar genel veya sevdiğimiz birinin fotoğrafı kadar özel olabilir. Gelişi güzel çekilmiş iyi bir belgesel fotoğraf, bir “an” fotoğrafından daha az göze çarpabilir. Fakat dikkatli bir incelemeyle, belgesel fotoğrafın kişinin yaşantısını canlandırdığı kadar, psikolojik ve duygusal yönlerinin de zengin olduğu görülür.

Yaşamı sorgulayan, içindeki çarpık ve bozuk yanlara insanların dikkatini çekmeye çalışan belgesel fotoğraf, pek çok başarıya ulaşmış ve “daha iyi bir yaşam” anlayışının öncüsü olmuştur.

Fotoğrafın yalan söylediği düşüncesi, bu icadın tüm dünyaya yayılması ile beraber başlamıştır. Evet, fotoğraf yalan söyleyebilir, ama önemli olan fotoğrafçının yalan söylememesidir. Belgesel fotoğraf alanında çalışan bir kişinin söylediği yalan bütün bir topluma ve çalıştığı konuya mal edilir. Güvenilirlik yara alır ve amaçların uzağına düşülür. Artık o fotoğrafçının hiç bir çalışması güven uyandırmaz.

Fotoğrafçı, eğer yaşamı fotograflıyorsa kendi gördüğü ayrıntıyı, önemliyi başkalarına aktarırken dürüst olmalıdır.Örneğin H. Cartier Bresson tüm yaşamı boyunca hedeflemiştir bunu.. Çektiği fotoğrafı, herhangi bir kadrajla sınırlandırmadan, olduğu gibi basar ve kullanır. Tüm sıcaklığı ile yaşam deklanşörden objektife, oradan da film üzerine yansır. Film, duyarlı bir yüzey ama duyarsız bir yansıtıcı konumundadır. Film, ışığa duyarlı hücreleriyle görüntüyü saptarken, yaşama duyarsızlaşır, olduğu gibi kaydeder onu. Duyarlı olması gerekenin fotoğrafçı olduğunu bilerek. Dijital fotoğraf içinde bu aynı şekilde geçerlidir. İşte bu sebeplerdendir ki Fotoğraf Sanattır ve sanat olarak da kabul edilmelidir.

Gülsüm Usta Ergil

Lifestyle Photographer

“BİR MUCİZENİN BELGESELİ” tabi doğru ellerde…

Geçen gün bir doğum çekiminde ard arda duyduklarım bu yazıyı yayınlamama sebep oldu. Öyleki başında yanlış seçilmiş, konunun eğitimini üniversitelerin fotoğraf bölümlerinden almamış kendisine fotoğrafçı hemde doğum fotoğrafçısı diyen bir fotoğrafçıyla başlayan hikaye ameliyathanede steril alanları hiçe saymasıyla devam etmiş daha da ileri giderek anneye ve bebeğe olan saygısızlığıyla etik denmicek kareler çekip adına da doğum fotoğrafı diyebilmiş. Üniversitede de öğrencilerime de sürekli dediğim gibi doğum mahrem bir iş.

Öyleki günümüz de hemen hemen her ailede dijital kameralar bulunuyor ve bu kameralar ile de doğum anını görüntülerim diyen aileler olabiliyor. Saygı duyuyor ama tüm tecrübeme dayanarak bunun hayal ettikleri gibi olmayacağını söylemek istiyorum. Doğum fotoğrafları çekmek için çok ciddi eğitim, tecrübe, alışkanlık, bilgi, birikim gerekiyor. Aynı zaman da sağlık ve tıbbi etik anlamında da donanımlı ve tecrübeli olmak gerekiyor. Doğum fotoğraflarının çekildiği ilk yıllara göre doktorlar, hastaneler doğum fotoğrafçılarına alışmış olsa da genel kuralların değişmediğini bilmek gerekiyor. Bu konu da önerim hastanenin hijyen ve diğer kurallarını çok iyi bilmek. Çekim yapılacak alanlar da son derece uygun hareket etmek.

Doğum Fotoğrafı Nasıl Çekilir?

Doğum fotoğrafı nasıl çekilire başlamadan önce doğum fotoğrafı çekecek    fotoğrafçının 24 saat çalışma saati olacağını bilmesi gerekir. Bugün havam da değilim gidemem, çekim yapamam, kar yağıyor fırtına var vb lüksü yok. Her doğumun birbirinden farklı olduğunu, çok zevkli, çok heyecanlı, çok da yorucu olduğunu bilmesi gerek. Fotoğrafçının kan korkusu, ameliyathane korkusu olmamalı, serinkanlı olmalı.
Doğum fotoğrafı çekilecek hastanenin kuralları önceden öğrenilmeli hangi alanlara girilip hangi alanlara girilemeyeceği mutlaka edinilmesi gereken bilgilerdendir. Asla başka hastanelerle karşılaştırma yapılmamalı her hastanenin akreditasyon ve ISO kurallarının farklı olduğu bilinmelidir. Fotoğrafçı bütün steril alanları bilmeli, ona göre hareket emelidir. Doğum fotoğrafları çekebilmek için dijital bir kameraya bu kamerayla uyumlu lenslere ve fotoğrafçının üniversitelerin fotoğraf bölümünden mezun olduğunu varsayarak yazıyorum.
Ameliyathane de veya diğer alanlar da temel kompozisyon kuralları, ortam ışığını doğru kullanabilme, alan derinliği vb temel fotoğraf tekniklerini de yazmıyorum. Zaten doğum fotoğrafı çekmeyi planlayan kişiler bu eğitimleri almış kişilerdir.
Normal doğum ya da sezaryen olsun ameliyathane ortamı oldukça aydınlık bir ortamdır. Bir fotoğrafçının en büyük silahının ışık olduğunu düşünürseniz net ve harika fotoğraflar çekememek için hiçbir sebep yok. ISO değerini çok iyi ayarlamalı ve uygun ISO ile çekim yapılmalıdır. Düşük diyaframlı 2,8 ya da daha düşük lensler doğum için son derece başarılıdır. Hem bebek odasında hem ameliyathane de flash kullanımı kesinlikle yasaktır!… Hele bebek doğduktan sonra asla flash kullanılmamalı kullanan aile büyükleri vb de varsa uyarmayı görev bilmeli fotoğrafçı.
Diyafram öncelikli moda çekim yapmak yine kişisel tercihim ama yeni başlayan kişiler kesinlikle bu modu kullanmalı. Manüel çekimler de ayarlar çok özenli yapılmalı. Yeni başlayanlar sıklıkla seri çekimi kullanır. Ama art arda çıkan kareler birbirinin aynısıdır bunu fotoğrafçı çok iyi algılamalı.

Doğum anın da önemli olan bebeğin çıktığı ilk anlar, göbek kordonu kesilmeden çekilen kareler ve sonrasın da ilk ağlamanın olduğu andır. Bu süreye kadar geçen zaman da fotoğrafçı beklemelidir. Bebeğin ağladığı ana kadar mümkünse hatta tüm çekim esnasında konuşulmamalı, poz verin vb gibi sözler sarf edilmemeli, işin ehli olarak son derece profesyonel çekim yapılmalıdır. İster sezaryen ister normal doğum olsun bir bebeğin sağlıkla ağladığı ana kadar geçen süre hem hekim, hem de ameliyathane de bulunan diğer kişiler için en özel ve stresli anlardır. Bazen bebekler sağlıkla doğmayabilir. Bu anlar da çekim bırakılmalı ve stres anları çekilmemelidir.
İkiz ya da üçüz doğumlar da tüm bebekler doğduktan sonra bebeklerin yanına giderek çekim yapılmalıdır.

Bebek doğduktan sonra bebeğin aspire edilmesi ( solunum yolunun özel bir hortum ile temizlenmesi) vb anların çekiminin yapılması bazı çocuk hekimleri tarafından tercih edilmemektedir. Kişisel olarak da çok kanlı, acı veriyormuş hissi uyandıran an fotoğraflarını prensip olarak çekmiyorum ve çekilmemesi gerekliliğine inanıyorum. Bu bilgi aileler ile paylaşılmalı ve ailelere sorulmalıdır. Sonuçta bazı aileler ilk aşısı dahil bir çok kareyi isteyebilmektedir.
Bebek odası ameliyathaneye göre daha rahat hareket edilebilen bir ortamdır. Burada yine ışık göz önünde bulundurularak çekimler yapılmalı özel poz vb durumlara girilmemeli mümkünse en doğal anlar tercih edilmelidir. Bebeğin ilk bakımları bittikten sonra anne odasına gelinceye kadar bebek odasın da dinleneceğinden bebek odası daha fazla rahatsız edilmemelidir. Bebek anne ile buluştuğu ilk an vb çekimler de yine odanın ışığına göre çekimler yapılmalı, mümkünse çok sessiz olunmalıdır. İlk emme anı oldukça özeldir ve bazen bebekler emme de başarılı olamamaktadır. İlle de ilk emme anını çekeceğim gibi olmazsa olmaz fikirlere fotoğrafçı kapılmamalıdır.
Sancılı bekleyişler yerini sevinç gözyaşlarına bırakırken fotoğrafçı çekimi tamamlamalıdır.

Doğum Fotoğrafçısı Nasıl Seçilir?

Doğum fotoğrafçısının üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinden birinden fotoğraf bölümünden konuyla ilgili eğitimini alarak mezun olmuş profesyonel fotoğrafçılar olması gerektiğini kabul ediyoruz fotoğrafçı seçerken. Zaten web sitesin de fotoğrafçının çalışmalarına ait sergileri, katıldığı organizasyonları vb görerek tarzı hakkın da bilgi sahibi olabiliriz. Ama yine de eğitimli konu ile ilgili üniversitede okumuş ve alanında uzmanlaşmış kişileri seçmek daha doğru olacaktır. Nasıl doktorumuzu seçerken özen gösteriyorsak doğum için gidip kimya mühendisiyle konuşmuyor ve doğumumuzu ona bırakmıyorsak fotoğraf konusunda da üniversitelerin fotoğraf bölümlerinden birinden mezun olma şartını mutlaka aramalıyız. Sonuçta ameliyat haneye giren bütün kadro kendi eğitimlerini tamamlamış insanlardan oluşmaktadır. Fotoğrafçı da o kadronun bir parçasıysa onda da aynı şartlar aranmalıdır.

Doğum fotoğrafçısının eğitimi, tecrübesi, toplam kaç doğum fotoğrafladığı sormamız gereken ilk bilgidir bana göre. Eğitimli ve tecrübeli olmayan biri ile çalışmak risklidir, fotoğraf dışın da hastane ortamına uyum ve aşinalık konusun da sağlık ekibine sıkıntı yaşatabilir.
Doğum fotoğrafçısından örnek fotoğraflar istemek en doğal hakkınız. Seçim yaparken fotoğrafçı arzu edildiği takdirde referanslarını verebilmelidir. Web sitesinde de örnek fotoğraflar olmalıdır. Web sitesin de yayınlanan fotoğraflar ailenin özel izniyle yayınlanır. Yayınlanan tüm fotoğrafların ilgili yerler de yayınlanması ve kullanılabilmesi için aileler ile aramız da sözleşme yapılmaktadır.
Nasıl fotoğraflar istediğinizi, doğum fotoğrafçınızın örnek fotoğraflarına ya da web sitesine bakarak beğendiğiniz tarzda çekimi belirtmelisiniz. Doğumun tekrarı yok; ancak diğer bebekte…
Genel de sık yapılan yanlışlardan birisi doğum fotoğrafçılarının oluşturduğu paketlere göre çekim planın belirlenmesi. Doğum fotoğrafçısı seçilirken bana göre paket seçiminden ve baskı sayısından ziyade çekilen fotoğrafların fotoğrafçının tarzını yansıtabilmesi önemlidir. Sizin en özel anınızı duygusal bir hikayeye dönüştürebilmesidir. Yeter ki görebilen bir göz vizörden bakarken kalbi ile fotoğraf çekebilsin. Zaten fotoğrafçınızın çektiği tüm fotoğrafları yüksek çözünürlükte CD ya da DVD ile sizin basacağınız şekilde vermesi gerekir. Siz istediğiniz fotoğrafı basarsınız.
Doğum şekliniz, doğumu yapacağınız hastane, doktorunuz vb konuları doğum fotoğrafçınız ile en baştan konuşmanız gerekir. Doğum fotoğrafçınıza 24 saat ulaşabilme şansınız olup olmadığını öğrenin. Doğum normal olacaksa son dakika da kimse ortada kalmak istemez!. Yine doğum fotoğrafçısı seçerken çekimi kimin yaptığını mutlaka sorgulayın. Bazen sizin istediğiniz doğum fotoğrafçısı yerine karşınız da bambaşka kişiler olabilir. Çekim için kimi istiyorsanız mutlaka bunu belirtin.
Doğum çekimi için gereken izinlerin sizin tarafınızdan alınacağını unutmayın. Fotoğrafçı ve doğum fotoğrafları çekimini mutlaka doktorunuz ile konuşun. Bazı doktorlar çekimi ve fotoğrafçıyı kabul etmeyebilir. Doktor kabul etse hastane etmeyebilir. Karar vermekte zorlandığınız fotoğrafçılar söz konusu olduğunda doktorunuza danışabilirsiniz. Günümüz de hemen hemen her doktor mutlaka doğum fotoğrafçıları ile doğum gerçekleştirmiştir. Doktorunuzun yine tercih ettiği etmediği fotoğrafçılar olabilir. Yine doğum fotoğrafçınızın tercih ettiği, etmediği hastaneler olabilir. Bu konulara önem gösterin.

Flaş konusunda Bilmeyeni Bilgilendirmek Gerekirse

Bebekler yeni doğduklarında ışığın giriş yaptığı göz bebeğinin büyüklüğünü ayarlayamazlar onun içinde bulanık görürler. Normalde erişkinlerde göze giren ışık miktarı arttığında göz bebekleri küçülerek fazla ışık girmesini engeller ama bebekler bunu yapamaz ve yeni doğmuş bir bebeğin görme yeteneğinin 3 aylıkken yüzde 50, altı aylıkken ise yüzde 90 oranında gelişmiş olduğu düşünülürse, flaşların bebeğinize vereceği zararı özellikle sık çekimlerde tahmin edebileceğinizden büyük etkileri olabilir.

Bebeklerin gözlerinin retina kısmında bulunan ”makula” bölgesine etki etmesi durumunda, gözle ilgili birtakım sorunlar ortaya çıkabilir. Bebeğin fotoğrafı çekilirken yüzüne patlatılan flaşın görme kayıplarına yol açması, bilimsel açıdan tam olarak ispatı yapılabilmiş bir konu değil. Miyop veya hipermetrop gibi göz kusurlarına yol açmaz, ancak yine de birtakım riskler taşıyor. Bebeğin görme yeteneği, ancak 3 yaşını doldurduğunda yüzde 100’e ulaşır. Bu yaştan önce gözün çok hassas bir yapısı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim…

Yeni doğmuş bir bebeğin reflekslerinin de tam olarak gelişmediği için, gelen ani ışığa tepkisinin yeteri kadar olmayacaktır. Bu yüzden bebeğin, flaşın yaratacağı ani ve parlak ışığı göz kırpma hareketini süzemeyeceklerdir.

Bu yüzden hem FOTOĞRAF ÇEKENİN, hem de ANNE ve BABALARIN daha duyarlı olmaları gerekmektedir. Işık konusunda çok sıkıntılı bir ortamda iseniz de mutlaka ve mutlaka flaşınızı difüze ederek, tavandan sektirerek ve de bebek başka bir tarafa bakarken, uyurken çekmeye DİKKAT EDİN! Aslında bana kalırsa HİÇ FLAŞ kullanılmaması… Bir çok çekim ve poz imkanlarınız, ışık konusunda daha verimli anlarınız olacaktır, flaş kullanımlı bir çekiminize göre bir pozunuzun-bir karenizin albümünüzde eksik olması o kadar önemli olmamalıdır.

Aynı şekilde evde beslediğiniz hayvanlarınızın ya da doğal yaşam alanında çekim imkanı bulduğunuz vahşi hayvanlar arasında da göz keskinliği, görüş kabiliyeti insanlara göre daha kuvvetli olan hayvanlarda da aynı durum söz konusudur. Bu çekimlerde de çok sert, şiddetli ve direk hayvanın gözüne doğrultarak bir çekim yapılmamalıdır. Hele ki görüş kabiliyeti insanlara göre çok gelişmiş olan, göz yapılarının anatomik yapıları gereğince soflaştırılmamış, başka yönlere çevrilmemiş flaşlarınız aşırı rahatsız ettiği gibi, risklerde içermektedir. Diğer yaşamlara saygı gösterilmeden, tecavüz sayılabilecek ve Etik olmayan bir şekilde yapılacak bu tür flaşlı çekimler sonuç ne kadar kaliteli, değerli bir poz olsa bile gösterilmeyen hassasiyet ve karşı yaşam alanlarına duyulmayan saygı karşısında hiç bir ÖNEMLİ YANI KALMAYACAKTIR.

Hayatınızın en duygusal en özel anınız da yanınızda olacak fotoğrafçının enerjisine, hayata bakışına ve değerlerini ayrı açıdan değerlendirin.
Anders Petersen der ki:
“Fotoğrafın ne olduğu hakkında bir fikrim yok. Bunun üzerine de düşünmüyorum. Görsel unsurların entellektüel bir yaklaşımla birleştirilmesiyle fotoğrafın oluştuğuna inanmıyorum. Fotoğraf içinizden, yüreğinizden gelir, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duygularınıza dayanır; açlık, susuzluk gibi… Aynı zamanda çocukça bir duygu ve eğlencedir, basittir, çocukça bir merak ve heyecandır. Çocuk olmak, çocuk kalmak kolay bir iş değildir, etrafınıza çocukça gözlerle bakmaya çalışın, çocuk gözlerinizi koruyun, çocuk merakınızı koruyun. Fotoğraf eğlenerek çekilir, eğlence yoksa fotoğraf da yoktur.”
Gülsüm Usta Ergil olarak fotoğraflarım da heyecanımı, duygularımı yansıtıyorum.

Gülsüm Usta Ergil
Lifestyle Photographer